24 Nisan 2012 Salı

ÇOCUK, KUL HAKKINDAN ANLAR MI?



Kul hakkı, insanın diğer insanlarla olan münasebetlerinden doğan haklardır. Allah, insanın bu ilişkilerine dair birtakım emir ve yasaklar koymuştur. Bunları yerine getirmeyen ve görevlerini ihlal edenler hem insanlara hem de Allah’a karşı suç işlemiş sayılırlar.  Bu suçun insana bakan yönü kul hakkı, Allah’a bakan yönü ise günah olarak isimlendirilir.
Kul hakkını kişi ve kamu hakları şeklinde değerlendirmek mümkündür. İslam’a göre kul hakkına Allah da Hz. Peygamber de müdahale etmemiştir. Allah, hak sahibine bu hak ödenmedikçe veya hak sahibi helal etmedikçe kul hakkını affetmez. Dolayısıyla kişi, kul hakkını ödemedikçe ya da hak sahibi tarafından bağışlanmadıkça kurtulamaz. Kamu hakkı, topluma ait her türlü mal ve hizmetin şahsi işlerde keyfi olarak kullanılması ya da şahsi mülkiyete geçirilmesidir. Kamu hakkında hak sahibi bir kişi değil birden fazla kişi, grup ya da toplumun tamamıdır. Bu suçu affettirmek daha zordur. Çünkü bu hakkın sahibi tek bir kişi değil bütün bir millettir.
Hak sahibi çoğaldıkça bu hakkı onlara ödemek veya onlarla helalleşmek daha da zorlaşacaktır. Bu nedenle çocuklarımıza kul hakkı hassasiyeti kazandırmalı ve kamu hakkı yemenin büyük bir günah olduğunu öğretmemiz gerekir.Bu hak, toplumu ilgilendirdiği için hak sahipleriyle ödeşmek ya da helalleşmek çoğu zaman imkânsız veya zordur. Bu nedenle hem kul hakkından hem de kamu hakkından uzak durmak gerekir.
Kul hakkına diğer bir ifadeyle insan haklarına saygılı nesiller yetiştirmek her anne-babanın ve her eğitimcinin öncelikli görevleri arasında yer alır. Peki çocuklarımıza kul hakkını nasıl öğretebiliriz? Bu hususta nasıl bir yol takip edebiliriz? Anne-babalara, eğitimcilere ve idarecilere ne gibi görevler düşmektedir?
Çocuğa ilk öğretilecek bilgilerden biri de sevgi, saygı, helal ve haram kavramlarıdır. Çocuğa sevgi ve saygıyı öğretmenin yolu onu sevmek ve ona saygı duymaktır. Anne ve babasından sevgi ve saygı gören çocuk sevmeyi ve saygı duymayı öğrenir. Başkalarını sever, onlara saygı duyar. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarına onları sevdiklerini söylemeli ve davranışlarıyla bunu hissettirmelidir. Anne ve baba çocuğun kişiliğine saygı duymalıdır. Onun eşyalarını alırken izin istemeli, konuştuğu zaman onu dinleyerek görüşlerine önem verdiklerini göstermelidir. Böylece çocuk, başkalarının eşyalarını izinsiz almamayı, başkalarının görüşlerini dinleyerek ona saygı duymayı öğrenecektir. Böylece kişilerin haklarına saygılı olmayı da öğrenmiş olacaktır.
 Anne ve babaların izlediği böyle bir tutum, çocuğun başkalarına ait olan her şeyin dokunulmaz olduğunu öğrenmesini sağlar. Çocuğa örnek olacak davranışlarda bulunmak eğitimin sadece bir yönüdür. Çocuğa helal, haram, kul hakkı gibi değerleri kazandırmak için telkin, öğüt ve bilgilendirme gibi yollara da başvurmak gerekir. Aile sohbetlerinde bunları konuşmak ve birlikte kitap okumak da takip edilebilecek yöntemlerdendir.
Çocuğa öncelikle olumlu davranışları öğretmek gerekir. Örneğin “yalan söyleme” demek yerine “her zaman doğru ve dürüst ol.” öğüdünde bulunmak daha faydalıdır. Çocuklarımıza nerede, ne zaman ve nasıl davranacaklarını yani âdâb-ı muâşereti öğretirsek çocuğun zihninde öncelikle doğru davranışı inşa etmiş oluruz. Çünkü çocuğun aklı, gönlü, bilgisi ve davranışları henüz taptazedir ve yeni inşa edilmektedir. Bu nedenle öncelikle doğru ve olumlu davranışları öğretmek gerekir. Kul hakkı hususunda da bu yolu takip etmek gerekir. Örneğin çocuğa öncelikle saygılı olmak, doğru olmak, başkasına iyi davranmak, yardımsever olmak ve iyilik yapmak gibi doğru tutum ve davranışlar öğretilmelidir.
Başlıkta “çocuk kul hakkının anlar mı? diye sormuştuk. Evet, çocuk kul hakkından anlar. Çünkü o duyduklarına göre değil daha çok görüp yaşadıklarına göre öğrenir. Örneğin evinde ve işinde sorumluluk sahibi olan, helal ve harama dikkat eden, ailesine ve komşularına zarar vermekten sakınan bir anne-babanın yanında büyüyen çocuk kul hakkının farkında olarak yetişir. İşinde hile yapan, elektrik ve su gibi kamu hizmetlerini kaçak kullanan, komşularına sıkıntı veren ve cemiyet içinde yaşama âdâbını hiçe sayan bir anne-babayı görerek büyüyen çocuk ise şahsi menfaatlerini kul hakkından üstün tutar,  bencil ve menfaatçi olur. Kendi menfaati için her şeyi mubah görür, kural tanımaz olur. Bu nedenle anne-babalara büyük sorumluluklar düşmektedir.
Kul hakları, insanlar arası ilişkilerde ortaya çıkan ihlallerdir. Bu nedenle çocuklarımıza kul hakkı hassasiyetini kazandırabilmenin yolu onlara âdab-ı muâşeret dediğimiz görgü kurallarını öğretmekten geçer. Görgü kuralları; nerede, nasıl davranmamız gerektiğini bize öğreten kurallardır. Örneğin bir eve girerken kapıyı çalmak, zile basmak, kendimizi tanıtmak, içeri girmek için izin istemek, olumlu cevap almışsak içeriye selam vererek girmek bir mekâna girerken uyulması gereken görgü kurallarıdır. Bu kurallara uymadığımız zaman ev sahibine sıkıntı veririz. Evin mahremiyetini ihlal etmiş oluruz. Bu tür olumsuz sonuçlar kul hakkına neden olur. Bu nedenle çocuklarımıza öncelikle âdab-ı muâşeret dediğimiz toplum içinde bir arada yaşama kurallarını öğretmek gerekir.
Eğer bu ülkede oturduğu sınıfı bir emanet bilinciyle koruyamayan, bindiği toplu ulaşım araçlarına zarar veren, yollara, caddelere rahatça çöp atabilen, trafikte ve kapalı mekânlarda uyulması gereken kuralları ihlal eden, komşularına eziyet eden ve kamu malına “devletin malı deniz…” gözüyle bakan insanlar yetişiyorsa eğitim sisteminde eksik olan bir şeyler var demektir. Bir toplum düşünün ki on beş milyondan fazla öğrenciye sahip olduğu hâlde eğitim sistemi içinde âdab-ı muâşeret, görgü kuralları ya da insan ilişkileri dersine yer vermiyor. Böyle bir eğitim sistemi ne kadar kaliteli insan yetiştirebilir? Çocuklarımızı her türlü bilgiyle donatabilir, onlara teknolojinin her türlü imkânlarını sunabiliriz. Ancak onlara insani, ahlakî ve dinî değerleri yeterince öğretemiyorsak bugün ortaya çıkan insan hakkı ihlallerine zemin hazırlıyoruz demektir. Kul hakkını hiçe sayan bir anlayışı kendi elimizle destekliyoruz demektir. Bu nedenle okullarımızda ahlak dersi mutlaka okutulmalı, din eğitimi ve öğretiminin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. İnsan ilişkileri veya görgü kurallarını öğreten bir ders ilkokul ve liselerde zorunlu olarak okutulmalıdır. Eğer bilgili olduğu kadar görgülü, becerikli olduğu kadar anlayışlı ve güzel ahlaklı insanlar yetiştirmek istiyorsak çocuklarımızın manevi değerleri öğrenmesi için gayret etmeli, bu taleplerimizi her yerde dillendirmeliyiz.
Ahmet YAPICI





Karikatür Hasan Aycın-Çizgilerle Kırk Hadis-EDAM Yayınları