Kul hakkı, insanın diğer insanlarla
olan münasebetlerinden doğan haklardır. Allah, insanın bu ilişkilerine dair birtakım
emir ve yasaklar koymuştur. Bunları yerine getirmeyen ve görevlerini ihlal
edenler hem insanlara hem de Allah’a karşı suç işlemiş sayılırlar. Bu suçun insana bakan yönü kul hakkı, Allah’a
bakan yönü ise günah olarak isimlendirilir.
Kul hakkını kişi ve kamu hakları
şeklinde değerlendirmek mümkündür. İslam’a göre kul hakkına Allah da Hz.
Peygamber de müdahale etmemiştir. Allah, hak sahibine bu hak ödenmedikçe veya
hak sahibi helal etmedikçe kul hakkını affetmez. Dolayısıyla kişi, kul hakkını
ödemedikçe ya da hak sahibi tarafından bağışlanmadıkça kurtulamaz. Kamu hakkı,
topluma ait her türlü mal ve hizmetin şahsi işlerde keyfi olarak kullanılması
ya da şahsi mülkiyete geçirilmesidir. Kamu hakkında hak sahibi bir kişi değil
birden fazla kişi, grup ya da toplumun tamamıdır. Bu suçu affettirmek daha
zordur. Çünkü bu hakkın sahibi tek bir kişi değil bütün bir millettir.
Hak sahibi çoğaldıkça bu hakkı
onlara ödemek veya onlarla helalleşmek daha da zorlaşacaktır. Bu nedenle
çocuklarımıza kul hakkı hassasiyeti kazandırmalı ve kamu hakkı yemenin büyük
bir günah olduğunu öğretmemiz gerekir.Bu hak, toplumu ilgilendirdiği için hak sahipleriyle
ödeşmek ya da helalleşmek çoğu zaman imkânsız veya zordur. Bu nedenle hem kul
hakkından hem de kamu hakkından uzak durmak gerekir.
Kul hakkına diğer bir ifadeyle insan
haklarına saygılı nesiller yetiştirmek her anne-babanın ve her eğitimcinin
öncelikli görevleri arasında yer alır. Peki çocuklarımıza kul hakkını nasıl
öğretebiliriz? Bu hususta nasıl bir yol takip edebiliriz? Anne-babalara,
eğitimcilere ve idarecilere ne gibi görevler düşmektedir?
Çocuğa ilk öğretilecek bilgilerden
biri de sevgi, saygı, helal ve haram kavramlarıdır. Çocuğa sevgi ve saygıyı
öğretmenin yolu onu sevmek ve ona saygı duymaktır. Anne ve babasından sevgi ve
saygı gören çocuk sevmeyi ve saygı duymayı öğrenir. Başkalarını sever, onlara
saygı duyar. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarına onları sevdiklerini söylemeli
ve davranışlarıyla bunu hissettirmelidir. Anne ve baba çocuğun kişiliğine saygı
duymalıdır. Onun eşyalarını alırken izin istemeli, konuştuğu zaman onu
dinleyerek görüşlerine önem verdiklerini göstermelidir. Böylece çocuk,
başkalarının eşyalarını izinsiz almamayı, başkalarının görüşlerini dinleyerek
ona saygı duymayı öğrenecektir. Böylece kişilerin haklarına saygılı olmayı da
öğrenmiş olacaktır.
Anne ve babaların izlediği böyle bir tutum,
çocuğun başkalarına ait olan her şeyin dokunulmaz olduğunu öğrenmesini sağlar. Çocuğa
örnek olacak davranışlarda bulunmak eğitimin sadece bir yönüdür. Çocuğa helal,
haram, kul hakkı gibi değerleri kazandırmak için telkin, öğüt ve bilgilendirme
gibi yollara da başvurmak gerekir. Aile sohbetlerinde bunları konuşmak ve
birlikte kitap okumak da takip edilebilecek yöntemlerdendir.
Çocuğa öncelikle olumlu davranışları
öğretmek gerekir. Örneğin “yalan söyleme” demek yerine “her zaman doğru ve
dürüst ol.” öğüdünde bulunmak daha faydalıdır. Çocuklarımıza nerede, ne zaman
ve nasıl davranacaklarını yani âdâb-ı muâşereti öğretirsek çocuğun zihninde
öncelikle doğru davranışı inşa etmiş oluruz. Çünkü çocuğun aklı, gönlü, bilgisi
ve davranışları henüz taptazedir ve yeni inşa edilmektedir. Bu nedenle
öncelikle doğru ve olumlu davranışları öğretmek gerekir. Kul hakkı hususunda da
bu yolu takip etmek gerekir. Örneğin çocuğa öncelikle saygılı olmak, doğru
olmak, başkasına iyi davranmak, yardımsever olmak ve iyilik yapmak gibi doğru tutum
ve davranışlar öğretilmelidir.
Başlıkta “çocuk kul hakkının anlar
mı? diye sormuştuk. Evet, çocuk kul hakkından anlar. Çünkü o duyduklarına göre
değil daha çok görüp yaşadıklarına göre öğrenir. Örneğin evinde ve işinde
sorumluluk sahibi olan, helal ve harama dikkat eden, ailesine ve komşularına
zarar vermekten sakınan bir anne-babanın yanında büyüyen çocuk kul hakkının
farkında olarak yetişir. İşinde hile yapan, elektrik ve su gibi kamu
hizmetlerini kaçak kullanan, komşularına sıkıntı veren ve cemiyet içinde yaşama
âdâbını hiçe sayan bir anne-babayı görerek büyüyen çocuk ise şahsi
menfaatlerini kul hakkından üstün tutar,
bencil ve menfaatçi olur. Kendi menfaati için her şeyi mubah görür,
kural tanımaz olur. Bu nedenle anne-babalara büyük sorumluluklar düşmektedir.
Kul hakları, insanlar arası
ilişkilerde ortaya çıkan ihlallerdir. Bu nedenle çocuklarımıza kul hakkı
hassasiyetini kazandırabilmenin yolu onlara âdab-ı muâşeret dediğimiz görgü
kurallarını öğretmekten geçer. Görgü kuralları; nerede, nasıl davranmamız
gerektiğini bize öğreten kurallardır. Örneğin bir eve girerken kapıyı çalmak,
zile basmak, kendimizi tanıtmak, içeri girmek için izin istemek, olumlu cevap
almışsak içeriye selam vererek girmek bir mekâna girerken uyulması gereken
görgü kurallarıdır. Bu kurallara uymadığımız zaman ev sahibine sıkıntı veririz.
Evin mahremiyetini ihlal etmiş oluruz. Bu tür olumsuz sonuçlar kul hakkına
neden olur. Bu nedenle çocuklarımıza öncelikle âdab-ı muâşeret dediğimiz toplum
içinde bir arada yaşama kurallarını öğretmek gerekir.
Eğer bu ülkede oturduğu sınıfı bir
emanet bilinciyle koruyamayan, bindiği toplu ulaşım araçlarına zarar veren,
yollara, caddelere rahatça çöp atabilen, trafikte ve kapalı mekânlarda uyulması
gereken kuralları ihlal eden, komşularına eziyet eden ve kamu malına “devletin malı deniz…” gözüyle bakan insanlar
yetişiyorsa eğitim sisteminde eksik olan bir şeyler var demektir. Bir toplum
düşünün ki on beş milyondan fazla öğrenciye sahip olduğu hâlde eğitim sistemi
içinde âdab-ı muâşeret, görgü kuralları ya da insan ilişkileri dersine yer
vermiyor. Böyle bir eğitim sistemi ne kadar kaliteli insan yetiştirebilir?
Çocuklarımızı her türlü bilgiyle donatabilir, onlara teknolojinin her türlü imkânlarını
sunabiliriz. Ancak onlara insani, ahlakî ve dinî değerleri yeterince
öğretemiyorsak bugün ortaya çıkan insan hakkı ihlallerine zemin hazırlıyoruz
demektir. Kul hakkını hiçe sayan bir anlayışı kendi elimizle destekliyoruz
demektir. Bu nedenle okullarımızda ahlak dersi mutlaka okutulmalı, din eğitimi
ve öğretiminin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. İnsan ilişkileri veya görgü
kurallarını öğreten bir ders ilkokul ve liselerde zorunlu olarak okutulmalıdır.
Eğer bilgili olduğu kadar görgülü, becerikli olduğu kadar anlayışlı ve güzel
ahlaklı insanlar yetiştirmek istiyorsak çocuklarımızın manevi değerleri
öğrenmesi için gayret etmeli, bu taleplerimizi her yerde dillendirmeliyiz.
Ahmet YAPICI
Karikatür Hasan Aycın-Çizgilerle Kırk Hadis-EDAM Yayınları