Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İKİ ÇIĞLIK

Yirminci yüzyıla seslenen iki dertli insan:
Aliya ve Akif…
Biri yüzyılın başında koskoca bir imparatorluğun çöküşüne şahit olan ve mazlum milletlerin çektiği ızdırabı yüreğinde hisseden bir ahlak abidesi; diğeri ise yüzyılın sonunda Avrupa’nın ortasında soykırımla yok edilmek istenen bir milletin vicdanı olan bilge kral…

Aliya İzzetbegoviç modern dünyaya ve onun temsil ettiği değerlere isyan eden bir çığlığın adıdır.
Doğu ile Batı arasında bir coğrafyadan, Bosna’dan yükselen bir çığlık...
Hem Batı’ya hem de tüm Müslümanlara yönelen bir çığlık...

Aliya; insan hakları, barış, özgürlük ve demokrasi gibi değerlere dayandığını iddia eden modern Batı düşüncesine ve onu temsil eden Batı toplumlarına sesini duyurmak ister. Çünkü Batı’nın ‘medeniyet’ adı altında dünyaya sunduğu değerler Bosna’da Sırp-Hırvat zulmüne göz yuman Batılı devletlerin eliyle yerle bir olmuştur. Kendi toplumları için bu değerleri el üstünde tutan Batı, İslam coğrafyasının sakinleri sözkonusu olduğu zaman Ortaçağın kara…
En son yayınlar

AHLAKSIZ DİNDARLIK OLUR MU?

Dindarlığı ibadetler ekseninde tanımlayan bir din anlayışımız var. Durum böyle olunca namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri yerine getirenleri dindar olarak tanımlıyoruz. İbadetler açısından kendisini dindar olarak tanımlayan insanımızın sayısı çok olmasına rağmen sosyal münasebetlerde ve insan ilişkilerinde çok ciddi bir ahlak bunalımı yaşıyoruz. Örneğin camide huzur-u ilahide el pençe divan duran, gözü yaşlı, boynu bükük bir Müslüman evinde eşine ve çocuklarına karşı son derece katı ve merhametsiz olabiliyor. Ticarette hile yapabiliyor, sosyal münasebetlerde geçimsiz ve güvenilmez biri olabiliyor. İbadetlere verdiği önem yüzünden dindar olarak tanımlanan bir Müslüman, işyerinde çalıştırdığı işçinin ücretini en az limitten ödemek, fazladan çalışması karşılığında ise fazla mesai ödememek için şeytana papucunu ters giydirecek dalavere yapabiliyor. Namaz kılmak için camiye girerken arabasını kaldırıma engelli yolu üzerine park edebiliyor ve bu yaptıklarıyla din ve namaz arasında bir irtibat…

ARKADAŞLIK RİSALESİ

- Ahirette Allah’ın huzuruna alnının akıyla ve gönül huzuruyla birlikte çıkabileceğin kimselerle arkadaş ol. Zira ahirette “Kişi sevdiğiyle beraberdir.”[1]
- Kiminle arkadaşlık ettiğine iyi bak ve arkadaşını iyi seç. Çünkü “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.”[2]
- Özü, sözü iyi insanlarla arkadaş ol. Zira “İyi arkadaş, misk taşıyan insan gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan güzel koku duyarsın. Kötü arkadaş da körük çeken kimse gibidir. O, ya elbiseni yakar yahut körüğün pis kokusunu alırsın.”[3]
- Arkadaş olduğun kimse sana ahlak, fazilet ve ilim adına güzel şeyler kazandıracak insanlar olsun. Sen de arkadaşlarına faydalı olmaya çalış. Zira “Allah katında arkadaşların hayırlısı, arkadaşına faydalı olandır...”[4]
- Kötü ahlaklı, düşük karakterli ve günahlardan sakınmayan insanlarla oturup kalkma, onlara benzeme. Şu ilahi fermana tabi ol: “Ey iman edenler! Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve dürüs…

Fuat SEZGİN

- İlim meşakkatli ve fedakarlık gerektiren bir yoldur. Buna hazır mısın? - Evet, hazırım. - Bunun için günde kaç saatini kitap okumaya ayıracaksın? - Öğleden önce 4, öğleden sonra 4 ve akşamdan sonra 4 olmak üzere 12 saat ayıracağım. - Bu vakit doktora diploması almaya ve kitap yazmaya yeter. Ancak bir âlim olmaya yetmez. - Peki, ne kadar zaman ayırmam lazım? - Bütün vaktini ayırman lazım. - İlim için çalışacağım.  Evet, hocası ile arasında geçen bu konuşma Prof. Dr. Fuat Sezgin’in ilim hayatının başlangıcını teşkil eder. Bugün 91 yaşında olan Fuat Sezgin o günden beri günde 17 saat çalışarak ilmî faaliyetlerine devam eden bir âlimdir. Prof. Dr. Fuat Sezgin’in onlarca eserinden bazıları şunlardır: - İslam’da Bilim ve Teknik (5 cilt) - İslam Uygarlığında Astronomi Coğrafya ve Denizcilik - Tanınmayan Büyük Çağ - İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi'nden - İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp Saatler, Optik, Mineraller, Savaş Tekniği, Antik Objeler  Üniversite…

Android Ahlakı

Günümüz Müslümanlarının en önemli sorunlarından biri sosyal medyadır. Sosyal medya ifadesiyle facebook, twitter, instagram, youtube gibi sosyal paylaşım hesaplarını kastediyoruz. Yazımız boyunca bu alanlardan sosyal medya diye bahsedeceğiz. Sosyal medya bir yönüyle insanlar arasında iletişimi sağlayan, uzağı yakın eden bir imkândır, bir yönüyle de birey ve toplum için birçok potansiyel tehdidi ve yozlaşmayı içinde barındırmaktadır. Sosyal medyanın olumlu yönlerine bu yazımızda yer vermeyeceğiz. Aksine sosyal medyanın Müslümanlar üzerindeki bozucu, yıkıcı ve tahrif edici bazı etkilerine değineceğiz. En son söyleyeceğimizi ilk başta söyleyelim: Gerçek hayatta bir Müslümana haram olan her şey sanal âlemde de, sosyal medyada da olsa haramdır. Gerçek hayatta İslam ahlakına, edebine yakışmayan her türlü söz ve davranış sosyal medyada da çirkindir, ayıptır ve günahtır.  İnternet ortamında yalan söylemek, yalan haber üretmek, yalan haberlerle insanları galeyana getirmek, kötü ve zararlı söz ve…

BİR LOKMADAN BİR SOFRAYA

Müslümanın söz ve davranışlarını çevreleyen sınır, Allah’ın koyduğu kurallardır, yani helal ve haramlardır.O, hiçbir sınır tanımadan keyfine göre yaşayan, canının her istediğini yapan biri değildir, olamaz. Zira Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olmuş kimsedir. Dolayısıyla bir Müslümanın hayatındaki temel ölçülerden biri de yiyip içtiklerinde helal-haram çizgisine uymaktır.Bu husustaki ölçüyü Allah Teâlâ şöyle ifade buyurur: “Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, onun nimetine şükredin.”[1] Helal rızık, bir Müslümanın hayattaki en ulvi gayelerinden biridir. Her Müslüman rızkını helal yoldan kazanmak ve ailesine helal lokma yedirmek için gayret eder. Helal lokma için emek harcar ve alın teri döker. İslam’a göre en kutsal işlerden biri de bu gaye uğrunda çalışmak ve alın teri dökmektir. Şu olay Sevgili Peygamberimizin bu konudaki hassasiyetini gösteren örneklerden sadece biridir: Allah Resulü (s.a.v.) bir gün me…